10 Mayıs 2023 Çarşamba

Undefined

 Undefined

    Seçime kısa bir süre kalmış, büyük bir soru işaretine doğru ilerlerken bu durumdan bahsetmemek çok da gerçekçi ve doğru olmayacaktı. Kısa kesmek gerekirse umutluyum, çaresizim, kaygılıyım, kararlıyım. 20 yılımı mevcut iktidarla geçirdim ve daha fazla geçirmeyi hayal dahi edemiyorum. Neyse, seçimle ilgili diyeceklerim bu kadar. Kısa tutmam gerekti çünkü bunu bir siyaset floodu haline getirmek istemiyorum. Çok doluyum, sinirliyim, öfkeliyim bu konuda.



     Günlerim çok da dolu geçmiyor açıkçası. Kendi motorumu çalıştıramadığım için ateşleyici, ittirici bir müdahaleye, olaya, desteğe ihtiyacım var gibi. Galiba şu ülkenin belirsiz ikliminden kaynaklı herhangi bir şey öngörülemeyeceği gibi kendimle ilgili de öngörüde bulunamıyorum. Bu da beni eylemsizliğe, tepkisizliğe itiyor. Seçimden sonra umuyorum ki istediğim ittirici gücü bulur yoluma bakarım. Şu günlerde YouNow yayıncısı Pala Baba gibiyim. Odamdaki emektar koltuğumda internet vasıtasıyla her şeyden haberdar olup hiçbir şeye etkim olmuyor. İlgi alanım sonsuz fakat etki alanım ise sıfır noktasında. Etki alanının kısıtlı olduğu konularda ilgi alanın da kısıtlı olsun der Doğan Cüceloğlu. Çok fazla sözünü dinlemediğim aşikar olsa gerek usanmadan bıkmadan ilgilenmeye fakat etki göstermemeye devam ediyorum her şeye karşı. İnsan ilişkilerim, ev işleri, kişisel sorumluluklar, ve aklına gelebilecek her şeyde bu geçerli. Hal böyle olunca oturduğun yerden atıp tutmak kolay tabi. 

  Bu arada bir filtre kahve önerisinde bulunayım. Şu ana kadar kendi yaptığım kahveler arasında en keyifli içtiğim sarı renkli Jacobs marka filtre kahve. Filtre kahvenin bir sürü yapma çeşidi var. Kendi imkanlarımı aşarak makinesini bile alarak denedim. Ve şunu çok net söyleyeyim ki en iyi filtre kahve yapma yöntemi kesinlikle kahve kağıdı ile sürahide yapılandır. Umarım bunu okuyan herkese bir gün kahve yapmam nasip olur diyelim.



  Bu yazı ottan boka, boktan ota ve nice yerden nice yerlere atlayacağım bir yazı olacak.

 Değerli bir arkadaşıma blog açmasında yardımcı oldum. Yardımcı oldum dediğimde ise çok bir şey yaptım zannetmeyin. Çok temel birkaç şey gösterdim, çoğunu o yaptı. Ve gerçek anlamda tema, fotoğraf, şablon seçiminde başarılı olmuş olsa gerek gerçekten beni kıskandırdı. Görsel zevke sahip olmak gerçekten büyük bir lütuf bence. Küçüklüğümden beri böyle bir zevkim olmadı, sevmeyi denemeyi ise hiç denemedim açıkçası. Benim neslimin kutsal oyunu olan, yaratıcılığın sınırsızlığı ile sevilen Minecraft oyununda bile arkadaşlarımla oynarken onlar saatlerini, günlerini, kimileri ise aylarını verirken ben hiç uğraşmaz çamur bloklardan ev yapardım. Görselin hiçbir önemi yoktu çünkü benim için. Sırf güzel görünmesi için ise emek harcayacak değildim ya? Bu görsel zevkin de ötesinde bir durum da olabilir aslında. Kendimi, eserlerimi ve nice sahip olduğum ögelerin güzel görünmesinin hiçbir önemi olmadı hayatım boyunca. O bahsettiğim çamur bloklu evi yapmayı bile sevmiyordum. Oyunu online moda çekip yaratıcılığı sıfıra indiren oyun modlarında vakit geçiriyordum. Bu sorun elbette oyunlarla ve sanat benzeri konularla sınırlı kalmadı hayatımda. Özsaygıyı etkileyen ana unsurlar da buna dayanırdı benim için. Bu unsurlar başlıca giyim, kişisel bakım, insan içi tutum ve niceleri olabilir. İlişkilendirdiğim diğer ögeler de var. Kimilerine göre ''Ne alaka?'', ''Saçmaladın.'' gibi soruları yaratacak cinsten. Sosyal kaygılar bir insanın insan içinde hem kabusu hem de en büyük ihtiyacı olabiliyor. Kendimizi tanıtmak, göstermek, konusunda belli başlı şeylere ihtiyacımız var ve bunların yokluğu cehennemi yaratıyor. Sağlıktan psikolojiye olan tüm dalları da etkileyebiliyor. Örnekleyecek olursam; kişinin kendini beğendirme, fark ettirme, gibi istekleri ve ihtiyaçları onu korkusuz, kaygısız ve zararlı bir kişi durumuna düşürebilir. Berbat giyinirsin, sağlığına dikkat etmezsin, yediğine ve içtiğine hiç önem vermezsin. İnsanların senin hakkında ne düşündüğü umurunda olmadığı için fütursuz, düşüncesiz, ve belki de kaba olursun. Seçilmiş yalnızlık için bu bir dert değildir fakat seçilmemiş bir yalnızlıkta bunlar çözülmesi güç kaygılara, psikolojik bozukluklara sebep olur.  Özetle şu siktiğimin hayatına ve kendimize biraz özen, önem vermek gerekiyor. Yoksa hayat seni kabul etmiyor. Her ne kadar umurunda olmasa da zaman ilerledikçe yaşamak için ihtiyacın olan bir unsurdur insan içinde var olmak.



  Kastettiğim şey topluma duyulan ihtiyaçtır. Tekil düzeydeki bireylere değil. Tekil düzeye indiği zaman bu durum zaten bir ihtiyaç değil menfaat oluyor. Bunu menfaat olarak nitelendirmem negatif ya da yakışık kalmaması gibi durumlarda gördüğüm için değil. Sadece ihtiyaç ile menfaat arasında gerçekten büyük bir uçurum var. Kişi bu iki uçurumu yakın tutmamalı. 

Kendimizi kötü hissettiğimiz ve en genel olarak yalnız hissettiğimiz zamanlarda bazen kendimizi insanlara bırakırız. Hatalar, yanlışlar yaparız. Çünkü kendimizde bir çözüm görmeyiz. Elbette kendimiz kendi sorunlarımızın en büyük anahtarıyızdır. Fakat bazen bunu unutur, kapının kilidini açma umuduyla bir tur daha kilitleriz kendimizi insanlara teslim ederek. Bazen teslim ettiğimizde bunun çözüm olmadığını da biliriz. Sadece bu kilitle mücadelemizin yalnız geçmesini istemeyiz, korkarız. 

 Önce bir ayna bulmalı, anahtarın biz olup olmadığını anlamamız gerekir. İnanıyorum ki genelde her zaman anahtar kişinin kendisidir. Öyle olmadığı durumları varsayarsak eğer kişi anahtarın kendisi değil ise anahtarı doğru yerde doğru zamanda aramalıdır. Sorunlarımızı çözme konusunda kendimize karşı samimi olmalıyız. İnsanları kandırabiliriz ve bunun bedelini bir şekilde ödeyebiliriz. Bedeli ödendikten sonra ders çıkartılır, önlem alınır ve bir kazanım elde edilir. Fakat kendimizi kandırdığımızda işler gerçekten sonsuz bir belirsizliğe varır. Çünkü kendimizi kandırmayı bir kere başardığımızda bunun geri dönüşü gerçekten zordur. Ödemen gereken bir bedel bulamazsın, çıkaracak bir ders bulamazsın. Anahtarı kendinde aramalı, bulamadığında ise doğru yerlerde, doğru zamanlarda, doğru kişilerde aramalı. Nalbur dururken samanlıkta iğne aramamalı. 



 Bu sadece bir sorunun çözümü olan anahtar betimlemesiyle de sınırlı değildir. Kişiyi etkileyen bir olayda aranan suçlu, masum, haklı, haksız, doğru, yanlış şeklinde de gidebilir. Kişi hayatının raylarında mümkün olduğunca az dış etken barındırmalıdır. Çünkü dış etkenler kişinin hayatının başından mevcut zamana yanında olmadığı gibi ömrünün büyük bir kısmında da olmayacaktır. Sorunlarını anlamayacak, anlayamayacak, yanında var olmayacak, olamayacaktır. En büyük değeri kendimize vermemiz gerekir. Çünkü bu bedenin bu ruhun başından sonuna tek şahidi bizizdir. Umudu başkalarında aramamız kendimize bir hakarettir. Dediğim gibi çoğu zaman ihtiyacımız olduğunu zannederiz. İzlememiz gereken adımlardan ya haberdar değilizdir ya da önemsememişizdir. Ama yine de insan yaşayarak öğrenen bir canlıdır. Yaşadığı en boktan travmaları, anıları bile bir tecrübe sayarak onlarla mutlu olabilir. Mutlu olmasa bile onlarla güçlenebilir. Pişmanlık duymak kuru bir vicdan masturbasyonudur. Kendine ödemen gereken bedelleri üzgünlüğe, mutsuzluğa vurursun. Eylemsizliğini, tepkisizliğini korursun.


Özetle çokbilmiş gibi konuşup kafa açtım. Bu seferlik bu kadar. Görüşmek üzere.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder