7 Haziran 2023 Çarşamba

1/2

 1/2

Bazı şeyler yarım kaldı. Doldurmanın tek çözümü zamanda yolculuk olacak türden. Belki de yarım kalmak zorunda kaldı kalan yarımı korumak için. Ya hep ya hiç mantığına erişim ortadan kalktı. Ben yarım kaldım, geriye dönüp dolduramayacağım boşluklarla birlikte. O kadar çok şey yarım kaldı ki anlatamam. 4 yılı aşkındır ayrı kaldığım dostlarımı özledim. Ben kaçtıkça beni kovalamış insanlara karşı olan boynumun büküklüğü vicdanımı rahat bırakmıyor. Gerçek anlamda boka batmış bir durumdaydım onlar bana ulaşmaya çalışırken. Tek bir isteğim vardı. Daha güçlü, daha iyi biri olarak dönmek istedim onlara. Bu imkanları yaratmak için gereken desteği görmedim, Oblomov gibi bir kişiliğe sahip olsam gerek ben de pek fazla kendi yağımda kavrulup bu işi çözemedim. Hatam yok demiyorum fakat gerçekten haklı olacak pek çok bahaneye sahip oldum ne yazık ki bu sürecin 4 yılı aşmasında. Kaldı ki kendimi geri çektiğim, tanıdığım ve tanımadığım herkesle olan iletişimimi kestiğim döneme dönsem bu süreci asla uzatmazdım. Mevcut durumumla arkadaşlarıma geri dönerdim. Kaldı ki inanın o dönem kendimi kötü durumda zannediyormuşum. Şu an hiç değilse 4 kat daha kötüyümdür. 

  Bazen kafam gidiyor. Keşke tekrar görüşebilsem diyorum. Sonra aniden o dönem kendime verdiğim söz geliyor. ''Daha iyi olup dönmem gerek.'' Biraz daha hayal kuruyorum. Sonrasına hayaller kuruyorum ve onları yaşıyorum. Bu hemen hemen her sene en az 2 3 kere oluyordu. Hayallerde yaşayıp gerçeklikte ölmeyi de ihmal etmiyor olsam gerek bir arpa yolu boy almanın ötesinde kilometrelerce geri düştüm. İşin gerçeği ise bu iş bitti ne yazık ki. İnsan ilişkilerimde belki de duyacağım tek pişmanlık 4 sene önce herkesi silmem oldu. Dünya bizi tekrar bir araya getirir mi bilmiyorum ama bu verdiğim karar bir tümör gibi peşimi bırakmayacak. Bedelini böyle ödeyeceğim. Her şeyi gerçek anlamda düzene soktuğumu varsayıyorum. O dönem istediğim, kendime söz verdiğim, daha iyi ve güçlü olarak dönme yeminimi zaman aşımına fazlasıyla uğratarak 4, 5 belki de 6 sene sonra tamamladım. Bir de yüzsüz gibi karşılarına çıkıp 6 sene sonra ''-Merhaba, ben döndüm.'' diyecek halim olmasa gerek. Pek iyi karşılanacağımı da zannetmiyorum böyle bir durumda. Bu süreçte bana çok ulaşmaya çalıştı Berhan. Ben ise telefonumu 6 ay kapatıp yeni numara aldım. Hiçbir insanın bana ulaşmasını istemiyordum. Çünkü doğal olarak karşı tarafa bir açıklama borçlu olacaktım. Süre uzadıkça da bu açıklama ihtiyacı giderek arttı. Ve benim şu an kendime hak vermediğim açıklamayı başkasına inandırmam insanlığımın ve samimiyetimin düşeceği en kötü nokta olabilir. Ben bu değilim. Kendimi bile kandıramazken başkasını kandırabilecek kabiliyette de olmadım hiçbir zaman. Olabilenlere de her zaman bir nefret ve antipati besledim. Benim o yıllarım yarım kaldı. Hiçbir zaman tüm olmayacak. Kendimi affettirmem için elime hiçbir fırsat geçmedi. Bu süreçte kendimi toparlamak adına girişimlerim oldu. Her seferinde başka bir felaket geldi. Galiba yalnızlık bazı insanların kaderi ben de dahil olmak üzere. Hayatımın büyük bir kısmında yalnızlığı fazlasıyla tattım. Bu yalnızlığı seçilmiş ve seçilmemiş olarak da tattım. İnsan içinde yalnızlığı da tattım. Hayatı deneyimlediğim süreç boyunca hemen hemen her zaman yalnızlıktan acı çektim. Haftalarca, aylarca insan diyaloğuna girmediğim oldu. Buna rağmen bana ulaşmak için benim bile tanıdığımı unuttuğum insanlara ulaştı Berhan. Ona karşı yüzüm kızarık, boynum bükük, gururum kırık. Kaldı ki ne 4 sene önceki ben şu anla bir ne de onun 4 sene önceki hali şu an ile bir. Bana ulaşılmaması için yapılabilecek her şeyi yaptım. Okulu bıraktım, sosyal medyayı sildim, numaramı değiştirdim, evimi değiştirdim. Bunu ben istedim. Bedelini ruhumla ödüyorum. Her zaman yarım kalmışlık duygusu ile. Esasında kendime verdiğim daha güçlü olarak dönme sözümü gerçekleştirirsem. Gerçekten 4 sene öncesinden bile daha iyi bir mental ve fiziki durumda olursam kendimi ona inandırabilirim. Gerçekten akla hayale sığmayacak şeyler yaşadım. Emin olmakla beraber inanıyorum ki kendimi ifade edip açıkladığım zaman o bile dert etmeyecektir. Fakat dediğim noktaya geliyorum. Ben kendi samimiyetime inanmıyorum. Ona sunacağım bahanelere ve gerekçeler asıl sebepler değildi. Asıl sorun bir kartopu misali büyüyerek beni de sürükleyen kendime verdiğim sözü bir türlü gerçekleştirememem.

  Berhan benim için gerçekten çok özel bir yere sahip. Ülkü Ocaklarından dayak bile yiyorduk az daha beraber. Hayat boktandı ve birçoğuna beraber göğüs gerdik o dönem. Berhan'ın sevdiği ve kendimce okulun en güzel kızı olan Kardelen'le aralarını yapmaya çalışmıştım. Bir beden eğitimi dersi, okulun son ders saatine denk geliyor. Kardelen'in eski sevilisi Kutay sınıfımızdan hepimizin sevdiği bir arkadaşımıza maç esnasında kasıtlı ve bayağı tehlikeli bir faul yapmıştı diye hatırlıyorum. Berhan da zaten gıcık kaptığı bu çocukla husumet için bir fırsat bulmuş gibiydi. Sinirli olduğunu fark edip ona ''Soyunma odasından eşyalarımızı alıp siktir olup gidiyoruz.'' Dedim. Bir şekilde gittik soyunma odasına. Kutay da vardı. Hayatımda gördüğüm en epik kavga başlangıcına tanık etti beni. Uçan yumruk, kafa görmeye alışkındım okulun boktan çevresinden dolayı ama uçan yumruğa ilk defa tanık oluyordum. Adeta slow motion bir film sahnesi gibi hala hafızamdadır o yumruk. Kutay'ın yerinde olmak istemezdim. Arda ile Berhan'ı tuttuk. Kutay'a ''Git buradan! Tutamayabiliriz.'' dedim. Gitti, Berhan'ı sakinleştirip ''Direkt yol alalım.'' dedim. Çıkışta bir primat kabilesi peşimizdeydi. Kutay ülkücü abilerine gidip Arda ve Batuhan beni tuttu Berhan vurdu demiş. Tüm değer statüsünü yere indirecek bir yumruğu yiyen biri için gayet normal karşılıyorum bu götünden sıkma bilgiyi yaymasına. Ben de kabul edemezdim o yumruğu başka kişilerin etkisi olmadan yediğime. Özetle dışarıdaki primat grubu geldi. Tahminimce 30 40 kişi civarındaydı. Eski dostum olan ve Berhan'la da çok bir samimiyeti olmamasına rağmen pozitif bir ilişkisi olan umut da oradaydı. Berhan'ın dayak yemesini istemiyordu. Umutla küsmüş, çok saygısız ve toksik bir biçimde kötü davranmıştım onunla kavgalıyken. Ama buna rağmen gerçekten o an her ne kadar birbirimizi sevmesek de ortak bir paydada, doğrunun, hakkaniyetlinin tarafında beraber saf almıştık. Kavgayı önleyebilecek, kimsenin zarar görmemesini sağlamak için sadece 4 kişiydik. Berhan'ı oluşturduğumuz çemberin ortasına oturttuk. Ve rakip büyük taarruza başladı. Geleni itiyorduk, Vurmaya çalışana uzaması için tekme atıyorduk. Sıkılaştırdığımız saflardan ufak boylu bir çocuk atladı Berhan'a vurmak için. Çocuğu yakalayıp yola fırlattım.(yol kenarı kaldırımda gerçekleşiyordu) O sırada tahminimce bir araba 60 70 km hız ile geliyordu. Çocuğun bi anda duramayacağını bildiğim için son anda çantasının fermuarından yakalayabildim. Bir şekilde muharebe bitti. Berhan'da bir çizik bile oluşmamıştı. Mutluyduk. Evine olan yolun büyük bir kısmını beraber yürüdük. Yürüdüğümüz esnada anlattılar ki çok sağlam bir orospu çocuğu olan Murat benimle olan sorunlarını benimle çözemediğinden kaynaklı olsa gerek ben orada boğuşurken gelip arkadan kafama vurmuş.


Böyle işte. Sahte sinema biletleri, Migros hırsızlıkları, kantin aşırmaları, okula alkollü girmeler, disipline çağırılmalar ve niceleri... Pek çok tecrübemi Berhan ile beraber kazandım. Şimdi karşısına çıkacak, konuşacak yüzüm yok. Eğer kendime verdiğim sözü tutabilirsem Berhan'ın beni affetmesini beklemesem bile bir helallik almayı umuyorum. Hep bu sözümü gerçekleştirdiğim ve kendimi affettirdiğim hayallerle yaşadım bu 4 yılda. Dediğim gibi hayallerle yaşayıp gerçeklerle öldüm bu süreçte. Bu süreç bana çok şey kaybettirdi soyut ve somut fark etmeden. Sağlığımı, dostlarımı, psikolojimi, duygularımı, Tanrı'mı kaybettim, dinimi kaybettim, bu parçadan da anlaşıldığı üzere galiba insanlığımı kaybettim, vicdanımı kaybettim, babamı kaybettim, yaşam standartlarımı kaybettim, o dönem ki hayallerimin çoğunu kaybettim. Özetle sahip olduğum her şeyi kaybettim. Tek bir şeyi kaybedemedim. O da hayallerim. Ve kimi zaman kaybedip tekrar kazandığım umudum. 

Gerçi boşuna dememişler ''-Hayallerle yaşayanı gerçeklerle sikerler!'' diye.